Get the book

You can now get the book from:

Please drop us a line, get in touch.




Are you human?


loading
Picture of Namik Gulsun

İsterseniz, bu kitabı yazmaya nasıl karar verdiğinizle başlayalım?

En büyük neden Fyodor Mikhailovich Dostoyevsky, diyebiliriz. Onun ‘BUDALA’ kitabını okuduktan sonra kelimelerin gücünden büyülenmiştim. Kelimeleri öyle ustalıkla kullanıyordu ki, karakterlerin, çevrenin, olayların, düşüncelerin ve hislerin mükemmel resimlerini gözümde canlandırabiliyorum. Günümüzde, fotoğraflar, videolar, yüksek çözünürlükte televizyon ekranları, 3 D hatta 4 D görüntü teknolojilerine sahip olmamıza rağmen, onun basit bir kalem ve kağıtla, kelimeleri kullanarak yarattığı gerçekliğe yaklaşamıyoruz bile…

Ayrıca hypergraphia (yazı yazma hastalığı) derecesinde yazma tutkusu ve değişik insanlara değişik şekillerde hitap edeceğine inandığım bir hikayeyi anlatmanın ve onlarla paylaşmanın dayanılmaz çekiciliğini de saymalıyım.

Kitabın konusunu bizim için özetler misiniz?

Kitabın kahramanı, kökleri hakkında mistik bir kehanetin sonucunda, daha küçük yaşlardan itibaren özel bir çocuk olarak büyüyen, ardından da dünyayı araştırıp sıradışı yetenekleri bünyesine alan global bir organizasyonun kanatları altında sahip olduğu potansiyeli gerçekleştiren bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Doğduğu şehirden İstanbul’a, oradan Londra’ya uzayan yolculuğu; Londra sonrası global bir hal alıyor ve maceralarla dolu yaşamı onu organizasyonun en tepesine ve geleceğine yön veren bir konuma taşıyor.

“Khan Hun’un azmi, çalışkanlığı, bilgiye ve bilgeliğe olan hayranlığı, aşkı, inancı ile insanlığın kurtuluşuna ve umuda yolculuğu…!”

Kitabın sizin sözlerinizle genel tanımı ne olabilir?

İnsanın özel ve benzersiz taraflarının yanısıra kusurlarının, fantastik bir macera eşliğinde sergilenmesi diyebiliriz. Kim olduğumuzu keşfe ve daha iyi ve ileri bir geleceğe doğru, hiç pes etmeden, umudu yitirmeden ilerlemeye dair bir hikaye…

Olaylar nerede geçiyor?

Hikaye binlerce yıllık tarihe sahip modern bir şehirde başlıyor. Sonra İstanbul ve Londra ağırlıklı olmak üzere; dünyanın pek çok köşesine uzanıyor.

Kısaca ana karakterlerden bahseder misiniz?

Ana karakterler Khan ve Sheena. İkisi de olağanüstü normal karakterler aslında. Bizlerden kurgusal olarak tek farkları ideal bir şekilde, aşk gibi , sanata dair yaratıcılık gibi, bilgi ve düşünce yeteneği gibi insani özelliklerinin üzerinde yoğunlaşıp, hayatlarından insanı geriye çeken unsurları ayıklamaya çalışmaları … Onların, zaman zaman birlikte, zaman zaman tek başlarına, etraflarındaki olağan dünya ile temasları ve bunun sonucunda deneyimlerinden oluşan yolculuklarına eşlik ediyoruz.

Kitabınızın okuyuculara hangi açıdan hitap edeceğini düşünüyorsunuz?

Öncelikle onları günlük hayatlarından koparıp.”İnsan olmanın anlamı”, romantizm ve fantazi dünyasına bir yolculuğa çıkaracağını düşünüyorum. Bana göre hikaye okuyuculara , her insan hikayesinin sahip olduğu şaşırtıcı, düşündürücü, heyecanlandırıcı, tarafları ile onlara tanıdık duyguları hissettirecek. İkinci olarak, sevgi, aşk, bilgelik, inançla iç içe bir boyuta taşıyacak onları…...

Kitabınız günümüz toplumuna atıflarda bulunuyor mu?

Bu çağdaş bir hikaye… Dolayısıyla sonlarına doğru fantazi ve kurgu yanı ağır bassa da, pek çok bölümü –özellikle genç okuyuculara- oldukça tanıdık gelecek. Ayrıca fantastik bir hikayeden belki de beklenmeyecek şekilde, günlük sosyal yaşantımızın birçok alanına ayna tutup, onun içindeki açmazlara ve sorulara cevaplar da arıyor. Kaderden, politikadan bahsetmekten veya manevi arayışlara girmekten çekinmiyor.

Kitabınızın diğer benzer kitaplardan farkı nedir ?

Sanırım eğer uluslararası çerçevede bakarsak, Anadolu’dan çok fazla etkilenmiş bir kitap diyebiliriz. Bana kalırsa bu olağanüstü coğrafya, benzersiz tarihiyle (özellikle uluslararası okuyucu ve izleyici kitlesine ulaşacak eserlerle ) global platformda yeterince yer almıyor. Ben biraz bu eksikliği gidermeye katkıda bulunmak istedim. Ancak hikaye Anadolu’dan tüm dünyaya yayılarak adeta bu topraklardaki enerjiyi yansıtıyor.

İkinci olarak ise “Bilgelik” kavramına yapılan vurgudur diyebilirim. Aşk ve umut her zaman insan hikayelerinin baş misafiri olmuşlardır. Son zamanlarda bilginin de tekrar populer olduğunu görüyoruz. Bana göre ise bunların hepsini anlamamızı ve hayatımızın bir parçası yapmamızı sağlayan bilgelik biraz ihmal edilmiş geliyor. Bu yüzden kitap boyunca bu konuya değişik şekillerde hatırlatmak istedim.

Okuyanların kitabınızdan ne alacağını düşünüyorsunuz?

Elbetteki iyi vakit geçirmek….! Eğer benim yazarken olduğum kadar onlar da okurken mutlu olurlarsa, görev başarıyla tamamlanmış demektir... Herkes almak istediğini alacaktır. Bu gerçeği değiştiremezsiniz. Ama her okuyucunun başka başka seviyelerde ve biçimlerde de olsa hikayeyle ve kahramanlarla mutlaka bir temas kuracağına inanıyorum. Efsanelerden, benzersiz bir kültürler coğrafyasından, romantizm ve bilgelik alanlarında dolaşan fantastik bir kurgudan bahsediyoruz. Umarım özellikle aşka ve sevgiye dair deneyimler ve paylaşımlar kalır akıllarında !!!“

Unutmayın ‘ Soru ne olursa olsun cevap Sevgi dir…!”

Konu hakkında bilgileriniz neye dayanıyor?

Tüm hikaye altı yıl önce bir imgeler seli olarak kafamın içinde belirdi diyebiliriz. Bir “Fikir Şimşeği” çaktı adeta...

Elbetteki altı yıl boyunca yazarken ciddi ekler yapıldı. Ancak diyebilirim ki , hikayenin % 90 ınını; altı yıl önceki sıcak Ağustos akşamı, aşırı yorgun, bir şeylerden aşırı hayal kırıklığına uğramış, birilerine aşırı kızmış bir halde işten eve doğru dönerken ki o ana borçluyum…

O günden beri tek yaptığım ara vermeden kağıda kelimeleri dökmekten ibaret…..

Son olarak bizimle bir pasaj paylaşır mısınız?

Benim için seçmesi çok zor ama örneğin dördüncü bölümden bir alıntı yapabiliriz belki;

Bölüm IV – Londra

Gian Andrea’nın Khan’a mektubu

Sevgili Kardeşim Khan;

Biliyorum 2021 yılında mektup yazmak artık toplumda modası geçmiş ve sıkıcı bir eylem ama artık ölmüş olduğuma göre toplumun canı cehenneme..! Hatta kendimi “sıkıcı olmaya cesaret edin.!” gurubunun hayalet temsilcisi ilan ediyorum. Bu açıdan ölmenin ne kadar özgürleştirici olduğunu bilemezsin...!

Bu mektubu okuduğuna göre ya cennette resim yapıyorum (ya da cehennemde resim aletleri ile başıma çok kötü şeyler geliyor) demektir. Dostum, senden hayatla ilgili o kadar çok şey öğrendim ki... Hatta bir şekilde hayatımı kurtardığını bile söyleyebilirim. Ölü bir adamdan gelen bu sözler biraz anlamsız olabilir ama sen bunu yaşarken yaptıklarımıza bağlayacak kadar zeki olduğundan içim rahat. Gerçekten, eğer seninle karşılaşmasaydım, insanın kendi içinde huzuru bulmasının ne demek olduğunu hiçbir zaman bilemeyecektim. Hepimiz başlangıçta (eğer şanslıysak tabi) ailemiz tarafından çevremizde yaratılmış ve bize sunulan bir huzura doğuyoruz. Ondan sonra hayatımız kendimizinkini aramakla geçiyor. Bu adına Ütopya dedikleri o büyülü ve ‘her şeyin anlamlı olduğu’ yerin peşinde amansız bir yolculuk gibi...

Oraya ulaşana kadar her şey sorgulanabilir ve tartışmaya ve her türlü yargıya açık. Bu yargılar herkesten gelebiliyor ama en önemlisi, en ciddi ve acımasız yargıç olan kendimizin yargılaması...

Dürüst olmak gerekirse seninle karşılaşmadan önce ben artık mücadeleyi kaybettiğime ve yolumun hiçbir yere çıkmayacağına inandırmıştım kendimi. Kendimle olan savaşım en çetin olanıydı ve ben kendimin en acımasız düşmanı haline gelmiştim. Ama dünyayı senin benim görmemi sağladığın biçimde görünce, her şey ilk defa anlamlı hale geldi.

Her zaman kendi Ütopya’ma olan inancımı ayakta tutmak için her tarafı “eksiksiz” bir insana ihtiyaç duyduğumu düşünmüştüm. Ancak onunla birgün karşılaşacağıma asla inanmıyordum. Ama ne derler bilirsin, ‘Tanrı gizemli bir biçimde çalışır’ ; dolayısıyla karşılaşacağıma asla inanmadığım kişiyi benimle aynı okulda okuyan yanıbaşımda duran bir öğrenci olarak gönderdi. Onunla sadece tanışmakla kalmadım, aynı zamanda o en iyi arkadaşım oldu. Sen gerekli olan her şeye sahiptin ve en önemlisi -gördüğüm en iyi örneği olarak- insana olan inancımı yükselttin..! Söylememe gerek yok, çünkü eminim biliyorsun ki sen benim için çok önemliydin ve her şey için sana teşekkür etmek istedim. Hayatla ilgili sana bir şey söyleme çalışmayacağım çünkü her hücrenle onunla yüzleşmeye ve yönetmeye hazırsın. Tek söyleyebileceğim, ondan alabileceğin her şeyi al..!

“Şans anlamı olmayan boş bir kelimedir, hiçbir şey nedensiz varolamaz...” demiş ortak dostumuz Voltaire. Dolayısıyla benim erkenden ebedi hayata geçişim ve senin olduğun kişi olman; açık bir şekilde en usta mimarın büyük planının birer parçaları... Kovala hayatı kardeşim, kaderini kovala...! Çünkü eğer yanılmıyorsam; bir gün sayamayacağın kadar çok insana, belki tüm insanlığa liderlik edeceksin... Seni tanımak bir zevkti...asla unutma;,.

Omnia Vincit Amor....!(Sevgi Her şeyin Üzerindedir)

Gian Andrea

Çok teşekkür ederim. Başarılar dileriz;

Teşekkürler